17 Mart 2026 Salı

Adil Yiğit 19XX- 2026


 Deniz Mukan'dan:

Reklam sektöründe birlikte çalıştığımız, yapımcı arkadaşımız Adil Yiğit'in vefat haberini aldım. Çok üzgünüm. 

Filma Cass döneminden tanışmıştık, sonra yönetmen arkadaşımız Turgay ile kendi şirketleri Klape'yi kurmuşlardı. Zaman zaman çalıştık, zaman zaman bir yerlerde karşılaştık. Son yıllarda çalışmıyordu sanırım. 

Çok profesyonel, becerikli, hızla çözüm üreten bir yapımcı olarak hatırlıyorum. Çok erken bir kayıp oldu. Ailesinin, dostlarının, sektörde yolunun kesiştiği herkesin başı sağolsun. 

Yarın (Çarşamba 18 Mart 2026) öğle namazının ardından Levent Camii'nden uğurlanacakmış...Kendisine rahmet yakınlarına sabır diliyorum.

13 Mart 2026 Cuma

Alinur Velidedeoğlu 1953 - 2026

 Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfının duyurusu:

Değerli Üyelerimiz,

 

Türk reklamcılığının duayen isimlerinden, Reklamcılar Derneği Yaşam Boyu Üyesi Behçet Alinur Velidedeoğlu’nun vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

 

Yaratıcılık sektörüne uzun yıllar boyunca sunduğu katkılar ve imza attığı unutulmaz çalışmalarla kendisi daima saygı ve minnetle hatırlanacaktır.

 

Cenazesi, 14 Mart 2026 Cumartesi günü (yarın) Şakirin Camii’nde öğle namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilecektir.

 

Ailesi tarafından aynı gün 17.00 – 20.00 saatleri arasında Feriye Sarayı Cam Salon’da anma ve başsağlığı kabulü gerçekleştirilecektir.

 

Başta ailesi ve yakınları olmak üzere tüm sevenlerine ve reklamcılık camiasına başsağlığı diliyoruz.























Hürriyet'in sitesindeki haber:


Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun torunu olan ve 1990’lı yıllardaki çalışmalarıyla tanınan Velidedeoğlu, reklamcılığın yanı sıra müzik, beste ve film yapımcılığı alanındaki başarılarıyla da biliniyordu.

Velidedoğlu, ‘The Ottoman Lieutenant’ (2017), ‘Harvard Man’ (2001) ve ‘Black & White’ (1999) gibi filmlerin yapımcılığını da yapmıştı.
Velidedeoğlu’nun cenazesi cumartesi günü Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilecek.

-----

Reklam filmleri, kendi sitesinde şurada: 

https://www.alinurvelidedeoglu.com/commercials/index.html

11 Mart 2026 Çarşamba

Cemal Alpan 1969 - 2026

 







10 Mart 2026 Salı

Şahin Tekgündüz 14.04.1937 - 10.03.2026












[Yapı Kredi Yayınlarındaki hayat hikayesinden]

İlk ve ortaokulu Gülşehir ve Nevşehir’de, liseyi Niğde’de okudu. 

1955-1960 arasında Devlet Opera ve Balesi’nde çalıştı. Aynı yıllarda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğ­renciliğini yarıda bırakıp Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Enstitüsü’nü bitirdi. 

Askerlik görevini tamamladıktan sonra 1961'den itibaren “Akis” Dergisi, “Hürvatan”, “Hareket”, “Dünya” gazeteleri ve TRT Haber Merkezi’nde 20 yıl gazetecilik yaptı. 

Gazetecilik yıllarında Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1969'da Ankara’da kendi kurduğu şirkette reklamcılığa başladı. 1981'e kadar Ankara’da süren iş hayatı boyunca reklamcılığın yanı sıra yatırım ve pazarlama danışmanlığı, matbaacılık ve yayıncılık hizmetlerini sürdürdü. 

1981'de  İstanbul’a yerleşti ve Lowe Ajans’ın çekirde­ğini oluşturan Merkez Ajans’ın kuruluşuna katıldı. Merkez Ajans’ta dört yıl süreyle, İnterbank, Pamukbank, BMC, Vestel, Schweppes, Ansiklopedi Britan­nica gibi ünlü kurum ve markalara hizmet verdi. 

1985’te Parajans adıyla kendi reklam ajansını kurdu. 2004 yılına kadar Atalar, Aromel Kozmetik, Bisan, Club Flipper, Club Patara, Demir Hayat Sigorta, Emek Sigorta, Güneş Hayat Sigorta, Interbank, Michelin, Milli Piyango, Peugeot, Polly Peck International PLC, Sony, TC Turizm Bakanlığı (Türkiye turizminin yurtdışı tanıtımı), Çalışma Ba­kanlığı gibi kurum ve markalara hizmet verdi. Özellikle Vestel, Emek Sigorta, Dardanel markalarının oluşturulması ve yerleştirilmesinde bizzat görev aldı. 

Reklamcılar Derneği, Reklamcılık Vakfı ve Türkiye Toplumsal Tarih Vakfı’nın kurucuları arasında yer aldı. Reklamcılar Derneği ve Reklamcılık Vakfı’nın or­tak yayın projesi olan Türkiye Markaları Ansiklopedisi”nin yayın kurulunda yer aldı ve ansiklopedinin redaksiyonunu üstlendi. Vakfın Yönetim Kurulunda Yayın Komitesi başkanlığı yaptı.

1993-94 öğretim döneminde İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde reklamda yaratıcılık, 

2006-2010 arasında Reklamcılık Vakfı Yaz Okulları’nda reklamda Türkçe konulu dersler verdi. 

İstanbul’da çeşitli kurumlara pazarlama iletişimi ve marka danışmanlığı yaptı.

Yapı Kredi Yayınları, Yaşadım Diyebilmek kitabı için şu özeti yapıyor: 

1937 yılında Nevşehir’de başlayıp Niğde’de geçirilen lise öğreniminden sonra Ankara’da devam eden, oradan da İstanbul’a uzanan bir hayat. Bu hayatın içinde neler yok ki! Artık pek az örneği kalmış taş evler, cin çıkaran hocalar, eldeki imkânlarla yürütülen ve daha sonra gelişerek Türkiye’de bazı ilklere imza atan fotoğrafçılık, sinemacılık, tiyatroculuk ve gazetecilik faaliyetleri, resim dersi alırken yaşanan dramlar, yutarcasına okunan kitaplar, hayatın öğütüp yıllar sonra insanın karşısına çıkardığı haylaz arkadaşlar, ciltçilik, üniversite yıllarında şekillenen siyasi görüşler, Menderes döneminin son yıllarının ve 27 Mayıs darbesinin çalkantılı günleri, eğlenceli ve maceralı bir Yugoslavya seyahati, ABD Türkiye Büyükçelçisi Komer’in ODTÜ’de yakılan arabası, Nurhak Dağlarında öldürülen öğrenci lideri Sinan Cemgil ve arkadaşlarıyla yakın dostluk, ünlü şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in eserlerinin oluşum hikâyesi ve sakladığı bazı sırlar, Ankara ve İstanbul’da reklamcılık sektöründe pek çok ilke atılan imzalar, Türk kültür hayatına büyük eserler kazandıran bir yayınevi ve daha neler neler.

Türk reklamcılık sektörünün önde gelen isimlerinden Şahin Tekgündüz’ün anıları, Cumhuriyet devri Türkiye’sinde İç Anadolu’da bir memur çocuğu olarak başlayıp çalkantılı ve fırtınalı bir yolculukla İstanbul’da reklamcılık sektöründe devam eden hayatını aktarırken o dönemin Türk siyasi tarihi ve iş dünyasına da ışık tutuyor. “Yaşadım Diyebilmek”, Türkiye’de örneği nispeten az görülen “meslek hayatı tarihi”ne güzel bir örnek.




1 Mart 2026 Pazar

Necati Tosuner 18 Haziran 1944 - 23 Şubat 2026



















Necati Tosuner ile Markom / Leo Burnett'te çalıştık. Gruplardan birinin reklam yazarıydı. Hepimizin sevdiği, saygı duyduğu bir işarkadaşımızdı. 

Bu fotoğraf da, Markom LB'nin 10. yılı için gittiğimiz yemekten bir kare. (Haluk Mesci)




Hürriyet'teki haber:

TDK Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Hikâye Armağanı, Attila İlhan Roman Ödülü ve Erdal Öz Edebiyat Ödülü dahil birçok ödül alan; öykü, roman, deneme ve çocuk kitabı türlerinde eserlerin sahibi usta yazar Necati Tosuner bir süredir hastanede tedavi görüyordu.

Günışığı Kitaplığı, usta yazarın vefat haberini şu sözlerle duyurdu: “1944 Ankara doğumlu usta yazarımız Necati Tosuner, bir süredir tedavi gördüğü hastanede bugün (dün) saat 12.10’da hayatını kaybetmiştir. Türk Edebiyatı’nda özellikle öykü ve roman türündeki eserleriyle önemli bir yer edinen Tosuner, insanın iç dünyasını, yalnızlığını ve modern hayatın kırılganlıklarını yalın ama derin bir anlatımla ele almıştır. Yarım asrı aşan edebiyat yaşamı boyunca pek çok kuşağa ilham olmuş, çağdaş edebiyatımızın özgün ve güçlü seslerinden biri olarak hafızalarda yer etmiştir. Usta yazara Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve edebiyat camiasına başsağlığı diliyoruz.”

1944 yılında doğan Tosuner ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladı. İstanbul Pertevniyal Lisesi’nden mezun olan Tosuner, İstanbul Üniversitesi felsefe eğitimini yarıda bıraktı. Lise yıllarından itibaren yazmaya başlayan usta yazar, iki yıl Almanya’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönüp 1977’de Derinlik Yayınevi’ni kurdu. Bir süre Basın İlan Kurumu’nda çalışan yazar, 1983’te reklamcılık alanına geçti. 1996’da ise emekli oldu. Tosuner, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Türkiye ve Reklam Yazarları Derneği üyesiydi. Tosuner, dört yaşından beri engelliydi.

* * * *

Doğan Hızlan'ın yazısı

Necati Tosuner'in ardından

İYİ yazar Necati Tosuner’i sonsuzluğa uğurladık.

Türkçenin, yalnızlığın, gönlün yazarıydı.

İnci Enginün, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı kitabında, Necati Tosuner için “sakatlığını hemen hemen bütün eserlerine yansıtmış bir yazardır” diyor.

Kuşkusuz bu doğru bir saptamadır. Yalnızca, daha adından haberci Kambur kitabında ya da çocuklar için yazdığı kitaplardan biri olan ve kambur bir dayıyı anlattığı Dayım Balon Olmuş’ta açıktan işlememiştir bunları Tosuner, o her türden ‘ruh sakatlıklarını’, yalnızlıkları da katarak tüm edebiyatına rota bellemiştir. 

Kambur’un arka kapak yazısındaki bir cümle Tosuner’in gerek yazarlığını gerek kişisel acısını dile getiren anahtar bir sözdür: “Dört yaşından beri sakatlığını yaşıyor.”

İşte Tosuner’in dünyası bu tema çevresinde, bunu eksen alarak gelişir.

Gerçekten de sağlıklı insanlar arasında yaşama savaşı veren bir insanın iç dünyası ve toplumdaki gerçeklerle kesişmesi Tosuner’in öykülerini oluşturur. Büyük acılarla, kırgınlıklarla, küçük sevinçler iç içedir. Tosuner’in kimi öykülerinde birdenbire yağan yağmuru ve ardından çıkan güneşi fark edersiniz. Böylece doğanın esirgediklerinin acısını çeken birinin hayatında sevinç hemen parıldayıp bulutlara karışan bir güneş gibidir...

Necati Tosuner edebiyatında olan biten nedir: Önce gerçekten fiziksel eksikliğini yaşayan birinin bunu örteceğine üstüne üstüne giderek insanların en vahşi kesitini vermesi, diğer yandan da iç dünyası ile baş başa kalan birinin toplum karşısındaki tavrı ve davranışları. Özellikle böyle birinin cinsel sorunlar konusunda düşündükleri. Buna rağmen Tosuner’in yazdıkları topluma ve insan sevgisine sırt çevirmiş bir dünyanın ürünleri değildir. Onlar bir durumu kabullenen, ama bu kabullenmeyi de insanı sarsacak bir Çehov sakinliğinde veren yazılardır.

Ben, edebiyatımızda Almanya olgusu üzerine çok yazdım. Görmezden gelinemez bir önemdedir. Necati Tosuner’in de böyle bir romanı var: Sancı.. Sancı... Bununla ilgili bir anımı anlatayım önce:
Yeni Gazete’de Necati Tosuner’in Sancı.. Sancı... romanını tefrika etmeye karar verdik. O roman Türk Dil Kurumu Ödülü’nü kazanmıştı. Tefrika ettiğimiz kitabını daha sonra da yayımlayabilmek için, Necati’den opsiyon istedim. Yani birtakım yasal ve ekonomik düzenlemeler için bize biraz süre vermesini istedim. Nedense bunu, kitabı yayımlama heyecanıyla Yeni Gazete’nin karanlık koridorlarında konuşuyorduk. Necati opsiyon isteğime cevap olarak “O zaman telifi yüksek tut, sen de payını alırsın” dedi. Kulaklarım ağır işittiği için tam olarak ne demek istediğini anlamadığımı söyleyerek “Ne payı Necati?” diye sorduğumda, “Yahu komisyondan alacağın pay, ne payı!” dedi. Onun da kulakları ağır işittiğinden, meğer opsiyon ile komisyonu karıştırmış. Haliyle “Senden opsiyon istiyorum” dediğimde “komisyon” olarak anlayıp öyle devam etmiş. Gerçek ortaya çıkınca kahkahalarımızın sonu gelmemişti.
Sancı.. Sancı... yalnız bir otobiyografik eksen çevresinde oluşan bir roman değil. Almanya olgusuna bir başka bakış açısı getiriyor. Almancıların yaşam dünyasını değişik bir zenginlikle anlatıyor. Gerçekten de Almanya’da yaşayan kişiler roman ve hikâyemizin zengin bir ham malzemesi olarak işlenmişlerdir. Tosuner bu işlemeye bir yenilik getiriyor. Evet, orada yaşayan işçi kesiminin dertlerini, sıkıntılarını anlatıyor ama bireysel tedirginliklerine ağırlık veriyor. Hiç kuşkusuz bireysel tedirginliklerin yoluyla da onların Alman toplumundaki yabancılaşmalarını ve soyutlanmalarını aydınlatıyor.
Almanya’ya gidenlerin, geride kalanlara duyduğu özlem çok yinelenen konulardan oldu. Onları gözlerinde yurt tüten insanlar topluluğu olarak da yorumlayan yazarlar çıktı. Oysa Tosuner, bütün bu tedirginliklerine, yerleşememişliklerine rağmen oradan dönmek istemeyenleri anlatıyor. Aslında dönmek ile kalmak arasındaki ikilemi yaşayan insanların trajedisi ilgi çekici geliyor.
Tosuner deyince Türkçeyi unutmamak gerek. Dile çok titizlenen, Türkçeyi geliştiren yazarlardandı Tosuner. Öyküler, romanlar, çocuk kitapları, denemeler yazdı. Denemelerini özellikle salık veririm. Son kitabı da Gönülde Kitap’tı. Hepimizin gönlünde... Kitaplarında yaşayacak...


30 Ocak 2026 Cuma

Faruk Atasoy 1945 - 2026


Reklamcılar Derneği'nin duyurusu:

Derneğimizin eski başkanlarından, 2000–2001 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmiş, sektörümüze ve Derneğimize çok kıymetli emekler vermiş Faruk Atasoy’un vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.


Reklamcılık sektörünün gelişimine sunduğu katkılar, Derneğimiz bünyesinde üstlendiği sorumluluklar ve bıraktığı izler her zaman saygıyla hatırlanacaktır.


Cenazesi yarın (31 Ocak 2026 Cumartesi), Karacaahmet Mezarlığı içindeki Şehitlik Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından, yine Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedilecektir. Ailesine, yakınlarına ve tüm reklamcılık camiasına başsağlığı dileriz.




Marketing Türkiye'deki haber:

"Reklam sektörüne ve meslek örgütlerine uzun yıllar boyunca değer katan, Reklamcılar Derneği eski başkanlarından Faruk Atasoy hayatını kaybetti. Atasoy, 31 Ocak Cumartesi, Şehitlik Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilecek.

1945 doğumlu Atasoy, görev aldığı dönemlerde sektörel gelişime sunduğu katkılar, temsil ettiği kurumsal bakış açısı ve birleştirici yaklaşımıyla camiada saygı gören isimler arasında yer aldı.

Meslek hayatı boyunca sektörün ortak akılla ilerlemesine katkı sunan Faruk Atasoy, yönetici kimliğinin yanı sıra etik duruşu ve sürdürülebilirlik odağındaki yaklaşımıyla da hatırlanıyor.

Atasoy’u saygı ve rahmetle anıyor; ailesine, yakınlarına ve tüm sektör paydaşlarına başsağlığı diliyoruz."

Dr. M. Fethi Ağalar'ın yazısı.

"Dünkü gazetelerde Reklamcılar Derneği, eski başkanlarından Faruk Atasoy’un öldüğünü verdiği bir ilanla duyurdu. Bu ilan beni eskilere götürdü.

Faruk Atasoy; İstanbul’un en şaşaalı ve elit okullarından biri olan Alman lisesini bitirdikten sonra yüksek okul eğitimini ülke siyasetinin merkezi olan Mülkiye mektebinde-Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi- tamamlamıştı. Bir yanda İstanbul kültürü ve Alman eğitimi, öte yanda o günlerde ülkenin kalbi olan Mülkiye, tam birbirlerine ters iki kültür ve yaşam. Faruk her ikisini de temsil ederdi.

Kendisini, ülkemizde reklam ve tanıtım nedir diye bilinmezken, genel müdür olarak çalıştığı “Manajans” reklam ajansında tanıdım. 

Manajans, Eli Acıman tarafından kurulmuş Zincirlikuyu’da bugün Aygaz merkez binası olarak hizmet veren o günlerin en değerli iş merkezinde ofisleri olan ve bu alanda ülkemizde çığır açan bir kurumdu. Faruk, yapı olarak kravatı takım elbisesi ve tavırları ile hiç reklamcıya benzemezdi, o kurumda dışarıdan hizmet veren bir muhasebeci, idareci görünümündeydi.

Reklam dünyası denilince akla ilk gelen ve alandaki en büyük usta olan “Eli Acıman” tarafından genel müdürlük görevi verilen Faruk’la yaptığınız iş tartışmaları, teorik ve pratik çalışmalar sırasında onun değerini anlar ve çok takdir ederdiniz.

Temsil ettiğim Manajasans’ın en büyük müşterilerinden birisi adına kendisi ve ekibi ile yaptığımız toplantılar sırasında o günler için bu sektörde çok zor bulunan bir özelliği ortaya çıkardı. Bildiği iki dil ile dünyayı takip eder, konu ile ilgili her türlü kitabı okur ve her soruya cevap verebilirdi. Çok konuşmaz, gerektiğinde konuya dahil olur konuşması ile size bilgi birikimini gösterirdi.

İngiltere’den bildiğim ve denetimlerini yaptığım sırada finansal başarılarına şahit olduğum BBDO reklam ajansını anlatınca “üstad, bize de Milli Savunma Bakanlığına hizmet verebilme şansı verseler, biz onların kat be kat önüne çıkarız” sözü hep aklımda kalmıştır. Hakikaten o şirketin başarısı ve birinci sıraya yerleşmesi 80’li yıllarda yaptığı “dünyayı bedava gezmek ve üstüne para almak isterseniz bize katılın” kampanyasına dayalıydı. İngiliz ordusuna asker alabilmek için yaratılan bu slogan büyük ilgi görmüş ve şirketi bir numara yapmıştı.

Dünyanın bir çok bölgesindeki İngiliz askeri üstlerinde çekilen resimlerle yapılan kampanyayı Faruk çok iyi incelemişti “olmayana, görmeyene satmak maharet değil, olana ve bilene satmak maharettir”demişti.

Yaklaşık kırk yıl sonra, iki sene önce beni arayarak ziyaretime geldi, bir projesini anlattı. Projeyi bir dostuma sunmuş ve kendisi ile bire bir görüşmede çok pozitif cevap almasına rağmen sonra hiç ses çıkmadığından şikayet etmişti. Kendisine göre dostuma bu konuda danışmanlık yapan bir hoca çekemediği için onun ve bir çok yeteneğin önünü kesiyordu.

Çay kahve sohbetimiz sonrası konuya müdahil olamayacağımı söylediğim zaman çok üzüldü. Ben iş ve dostluk konusundaki hassasiyetimi anlatarak özür diledim ve benim için dostluğun önemini anlatarak, kendim dışında kimse için hiç bir dostum ve arkadaşımı aramadığımı anlattım.

Rahmetli pek mutlu olmadı ve o günden sonra tekrar aramadı.
Bilgisi, kültürü, kişiliği ve eğitimi ile reklamcılık dünyası için çok büyük bir kayıp, Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun."

31 Temmuz 2025 Perşembe

Sümer Bileydi

 

ABD'de büyük reklam ajanslarından birinde üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra Türkiye'ye döndüğünde bir görüşmüş ve Eli Acıman'la tanıştırmıştım. Yanılmıyorsam bir süre Manajans Thompson'da çalışmıştı Sümer Bileydi.