5 Ekim 2008 Pazar

Attila Öğüd


Önce, 1980'lerin başlarında Türk reklamcılığının ilk sektörel dergisi Mesaj'ı, ardından da 1991 yılında Marketing Türkiye'yi kurup yayınlayan ve bir yandan da Star TV'de "Onbeşgün" adıyla bir program sunan Attila Öğüd 2000 yılında bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı. Öğüd'ün cenazesi, 9 Aralık'ta Levent Camisi'nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

1975'de Artaş Reklam Ajansı'nı kuran Attila Öğüd, 1978'te Cenajans ile birleşmişti. 1982'de Aya Reklam Ajansı'nı açmış, 1987 yılında geçirdiği bypass ameliyatının ardından yarı emekli bir döneme girmişti. 1989 yılından itibaren AVC Pazarlama ve İletişim Hizmetleri Grubu'nu yönetmişti. Öğüd, Uluslararası Periyodik Yayınlar Federasyonu (FIPP) Yönetim Kurulu'nun Türkiye Temsilcisi, Avrupa'nın önemli reklam yarışmalarından EPICA'nın uluslararası büyük jürisinin üyesiydi.


Reklamcılar Derneği'nin temellerinin atılmasında önemli görevler üstlendikten sonra derneğin kurucu üyeleri arasında yer alan ve "Reklamcı Attila Beyin Kırk Yıllık Plakları" adlı bir de kitabı bulunan Öğüd için ölümünün hemen ardından marka danışmanı Güven Borça şöyle yazmıştı:

"Attila Öğüd'e Veda

1991 yılında Marketing Türkiye'de çıkan ilk yazımdan dolayı beni tebrik etmek ve bir kahve içmek için dergiye çağırmıştı. Gidiş o gidiş. Eski binada başlayan, yenisinde devam eden ve bir o kadar daha devam etmesi için çok şeylerin feda edilebileceği bir dokuz yıl geçmiş aradan.

Bir kariyeri birlikte şekillendirdiğimiz, bir sürü proje ürettiğimiz, endüstrimizin (ki o hep endüstri olamadığımızı söylerdi) geçmiş otuz yılına ait deneyimlerin titiz bir elemeden geçirilerek nakledildiği keyif ve heyecan dolu bir dönem…

Adamı çeken, çıkmak istemeyeceğiniz bir odası vardı. Dopdolu duvarlar, dopdolu muhabbetler, her zaman iyi kahve ve ben tütüne tamamen veda etmeden önceki dönemde puro… Son yıllarda ekibe biri daha katılmıştı; internet. Internet dünyasına benim beş katım bir hızla dalmasını hayranlıkla hatırlayacağım. Belki de biraz kıskançlıkla. Çünkü o, odaya dahil olduktan sonra muhabbetimizi bozmaya başlamıştı. Bir yandan benimle konuşurken, bir yandan da dosya indiriyor, posta alıp gönderiyordu. Bir şeyleri kaçırmamak istercesine bir telaş içindeydi sanki.

Beni sevdiğinden emindim. Bunu çok belli ederdi. Son görüşmelerimizden birinde "oğlum" diye sarılışını hiç unutmayacağım. Son zamanlarda artık yolun sonuna yaklaştığını daha çok düşündüğünü hissetmiştim. Yanlış anlaşılmasın coşkusu ve ses tonu hiç düşmedi ama iki ipucu verdi: Birincisi uzun zamandır odasında ciddi bir yenilik yapmamıştı, ikincisi yeni projeler konusundaki takipçiliği azalmıştı. Birlikte yapmayı planladığımız birkaç proje vardı. Ben iş yoğunluğumdan el atamıyordum, o da fazla takip etmiyor, gördüğü zaman soruyordu. Eskiden olsa mümkün mü? Iş bitene kadar peşini bırakmazdı..."

0 Comments:

Yorum Gönderme

<< Home